GİRİŞ
Bu çalışma, özürlü çocukların rehabilitasyonu ve eğitimi kapsamında, özellikle okul öncesi eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri, bu hizmetleri veren merkezler ve konuya ilişkin dünyadaki farklı uygulamaları kapsamaktadır. Çalışma kapsamında Ankarada hizmet veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine ilişkin mevcut durum ve sorunları konu alan bir alan uygulaması da gerçekleştirilmiştir.
Çalışmanın I. Bölümünde, Türkiyede özürlü çocukların rehabilitasyonu ve özel eğitimi konusu ele alınarak, tanı ve değerlendirme, yerleştirme ve izleme, erken çocukluk eğitimi, özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri uygulamaları, bu merkezlerin denetimi, özel eğitim ve rehabilitasyon da aile hizmetleri, özel rehabilitasyon merkezlerinin fiziksel özellikleri konuları değerlendirilmiştir.
II. Bölümde ise, Ankarada hizmet veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin mevcut durum ve sorunlarını tespit etmeye yönelik olarak gerçekleştirilen alan araştırması yer almaktadır. Alan araştırması kapsamında öncelikle ziyaret edilen özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri hakkında genel bilgiler verilmektedir. Ardından bu merkezlerde tespit edilen yerleştirme, uygulanan programlar, mali sorunlar, denetim, çalışan personel ve ailelere ilişkin sorunlar ortaya konmuştur.
III. Bölümde erken çocukluk eğitimi ve özürlü çocukların rehabilitasyon ve eğitiminde örnek ülke uygulamaları ele alınmıştır. Bu kapsamda Yeni Zelanda, İrlanda, Birleşik Krallık, Almanya ve ABDdeki uygulamalar incelenmiştir. Bu çalışma çerçevesinde, yazılı dokümanlar ve elektronik ortamda yapılan incelemeler sonucunda elde edilen tüm verilerin bu ülkelere ait olduğu tespit edilmiştir. Bu veriler daha çok teorik bilgileri ve mevzuata yönelik genel çerçeveyi içermektedir.
Çalışmanın son bölümü, araştırma boyunca saptanan mevcut duruma ilişkin sorunlara yönelik çözüm önerilerini içermektedir.
I. BÖLÜM
TÜRKİYEDE ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARIN REHABİLİTASYONU VE ÖZEL EĞİTİMİ
Özel eğitimde ilk ve temel ilke tanılamadır. Özel eğitim hizmetlerine gereksinimi olan bireylerin uygun eğitim programlarına yerleştirilmeleri tanılama süreciyle başlamaktadır. Tıbbi ve eğitsel tanılamalar sonucu özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine gereksinimi olduğu belirlenen özürlü bireyler, özelliklerine uygun eğitsel düzenlemelere yerleştirilirler.
Ülkemizde tıbbi tanılamadan hastaneler sorumludur. Özürlü bireyin tanılanması bazı hastanelerde ekip çalışması sonucunda, bazılarında ise yalnızca doktorlar tarafından yapılmaktadır. Tanılama sonucunda kimi özürlü bireyler hiçbir yönlendirme hizmeti almadan evlerine gönderilmekte, kimileri ise Rehberlik ve Araştırma Merkezlerine, özel eğitim okullarına ya da özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarına yönlendirilmektedir. Bu nitelikte yapılan tanılama eğitim önlemlerinin alınması bakımından yetersiz kalmaktadır. Çünkü özürlü bireylerin engeli aynı olsa bile yetersizlikten etkilenme düzeyleri ve bunun bireyler üzerinde yaratmış olduğu olumsuz etkiler farklı olabilmektedir. Buna bağlı olarak özürlü bireylerin eğitim gereksinimleri de değişebilmektedir.
Sorunlar
1.1.2. Eğitsel Tanılama
Eğitsel tanılama ise tıbbi ve psikometrik veriler dikkate alınarak, yetersizliğin eğitim sürecini etkilemesi olasılığının belirlenmesi ve bireyin dil, bilişsel, duygusal, sosyal ve motor beceri düzeylerine ilişkin bilgilerin toplanarak bir karara varılması sürecidir.
Eğitsel değerlendirmedeki amaç, bireyi etiketlemek, özel eğitim kurumlarına sevk etmek değil; bireyin eğitsel gereksinimlerini yeterli ölçüde karşılayabilecek kararların alınabilmesini kolaylaştırmak; çocuğun neleri yapıp neleri yapamadığını belirlemek, diğer bir deyişle özel eğitime gereksiniminin saptanmasıdır. Böyle bir değerlendirme sonucunda; birey bir sınıfa dahil edilmemekte ve belirlenen gelişim ve belirli disiplin alanlarındaki eğitsel özelliklerine ya da performans düzeyine göre bireysel ve / veya grup eğitim programlarından yararlanması, uygun eğitim kurumlarına yerleştirilmesi sağlanmaktadır.
Sorunlar
· Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde her engel grubuna ve çoklu engele sahip bireylere göre uygun testlerin, değerlendirme materyallerinin ve bu test ve materyalleri uygulayabilecek uzmanların bulunmaması,
· Eğitsel tanılama ve değerlendirmede kullanılan formal testlerin periyodik olarak güncelleştirme çalışmalarının zorunlu hale getirilmemiş olması,
· Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde ölçme ve değerlendirme amacıyla kullanılan ortamların ses yalıtımı, ısı, ışık gibi özellikler yönünden uygun fiziksel düzenlemelerin yapılmamış olmaması,
· Tanı ve değerlendirmenin belirli bir süre içerisinde tamamlanamamasının eğitime başlamada zaman kaybına neden olması,
· Bağ-Kur tarafından gelişim ve eğitim yardımının verilmemesi ya da sosyal güvencesi olmayan ailelere bu tip bir yardımın sağlanamaması,
1.2. YERLEŞTİRME VE İZLEME
Yerleştirme, çocuğun durumu ve düzeyine uygun bir eğitim kurumuna gönderilmesi sürecidir. Yerleştirme, erken eğitim, hastane eğitimi, evde eğitim gibi eğitim programlarının yanı sıra okul öncesi eğitim, temel eğitim ve mesleki eğitimi de içermektedir. Eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi, özel eğitim gereksinimleri belirlenen bireyler için yerleştirme kararını alır. Yerleştirme kararındaki temel amaç, özel eğitim gereksinimli birey için en uygun programı belirlemektir.
Yerleştirme kararı verilen özel eğitim gereksinimli bireylerin izlenmesi belirli aralıklarla yapılmalı ve gerek duyulduğu takdirde uygulanmakta olan eğitim programında değişikliğe gidilmeli ya da yeni eğitim programları geliştirilmelidir. Kurumlara yerleştirilen öğrencilerin izlenmesi, Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde oluşturulan Eğitsel Tanılama-Değerlendirme, İzleme Ekibi ile il bazında Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu ve kurum düzeyinde Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulunun iş birliği ile yürütülmelidir. Yönetmelikte öğrencinin kaydettiği gelişmeler kayıt tarihinden itibaren en az üç aylık izleme süreci sonunda raporlaştırılır. Kurumlardaki Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulu; uygun yerleştirilmediği düşünülen öğrenci için doğrudan Özel Eğitim Hizmetleri Kuruluna başvurabilir. Rapor uygun bulunursa, Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu, eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi ile iş birliği kurarak yeni değerlendirme sürecini başlatır. En geç bir ay içerisinde Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kuruluna sonucu bildirir denilmektedir.
Her aşamada yapılan tanılamalarda, bireyin eğitsel performans düzeyi belirlenir, gelişim alanlarındaki özellikleri değerlendirilir ve bu değerlendirme sonuçları dikkate alınarak özel eğitim amaçları ve hizmetleri planlanır. Bu sürecin her aşamasında ailenin yazılı onayının alınması gerekmektedir. Aile, yeni bir değerlendirme isteğinde bulunabilir, ancak Özel Eğitim Kuruluna on beş gün içinde itirazını bildirmek zorundadır.
Yerleştirmenin bireyin engelinden çok özel eğitim gereksinimlerine göre yapılmasına dikkat edilerek, engel durumu normal eğitim kurumlarından yararlanabilecek düzeyde olan bireylerin öncelikle normal eğitim kurumlarına yerleştirilmesi kararının alınması uygun görülmektedir.
Sorunlar
· Yürürlükte olan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin, 573 sayılı Özel Eğitim Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname'ye uygun olarak yeniden düzenlenmemiş olması,
· Yönetmeliklerin tam olarak bilinmemesi ve uygulayıcılar arasında görüş birliğinin oluşamaması nedeniyle uygulamada sorunlar ve yanlışlıklar yapılması,
· Özel eğitim ve rehabilitasyon kurum ve kuruluşlarının açılış izinlerini farklı merkezlerden almaları nedeniyle, yerleştirme ile ilgili uygulamalarda Milli Eğitim Bakanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu arasında iş birliği ve eş güdümün sağlanamaması,
· Grup eğitimi alması uygun görülen özürlü bireylerin yerleştirilmelerinde, özel eğitim gereksinimlerine ve performans düzeylerine özen gösterilmemesi,
· Rehberlik ve Araştırma Merkezlerince kaynaştırma eğitiminden yararlanması uygun görülen özürlü bireylerin sınıfların kapasitesine, fiziksel donanımlarına, eğitim ortamlarına, personel sayılarına ve niteliğine dikkat edilmeden yerleştirilmeleri,
· Özürlülere hizmet veren tüm kurum ve kuruluşların sayısı, hizmet verdiği engel grubu, niteliği ve kapasitesi hakkında bilgi akışının gerekli merkezlere düzenli olarak aktarılmaması,
· Kaynaştırma programına yerleştirme kararı alınan bireylerin yerleştirildikleri eğitim merkezinde/okulundaki eğitimcilerin konu ile ilgili bilgilendirilmemeleri ve gerekli destek hizmetlerin verilmemesi,
· Özel eğitimden ve destek hizmetlerden yararlanacak özürlü bireyler için resmi özel eğitim okullarının/rehabilitasyon merkezlerinin ve nitelikli özel özel eğitim kurumlarının sayılarının yetersiz olması,
· Kaynaştırma okullarına yerleştirilen ve ayrıca özel özel eğitim kurumlarında destek eğitim alan bireyler için Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile kurumlar ve okullar arasında gerekli iş birliği ve eş güdümün sağlanamaması,
· Tüm özürlü bireylere hizmet veren kurum ve kuruluşlara yerleştirilen özürlü bireylere yönelik izleme ve değerlendirme ölçütlerinin ve hizmetlerin yetersiz olmasıdır.
1.3. ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ
1.3.1.Okul Öncesi Dönemi Özürlü Çocukların Özellikleri
Okul öncesi eğitim çocukların en hızlı öğrendikleri dönem olan 0-6 yaş dönemini kapsamaktadır. Çocuklar bu dönemde daha hızlı ve kalıcı bir şekilde öğrenirler. Bu dönemde çocuk, çevresindeki kişilere, olaylara ve ortamlara, kendine özgü duyuş, düşünüş ve davranış biçimlerinden faydalanarak uyum sağlayabilir. Yani çocuk bir yandan kendi varlığının bilincine varırken, öte yandan toplumun ondan neler beklediğini, kendisinin topluma neler verebileceğini (nasıl katkıda bulunabileceğini) öğrenebilir. Çocuk bu dönemde içinde yaşadığı toplumun gelenek ve göreneklerini öğrenebilir ve uygun davranışları geliştirebilir. Kendi yaşamını kolaylaştıracak ve toplumda daha bağımsız yaşayabilmesini sağlayacak günlük yaşam ve öz bakım becerileri de bu dönemde kazanılmaktadır.
Çocuklar davranışları, duygu ve düşünceleri ile gelişim özellikleri bakımından yetişkinlerden farklı, değişime yenileşmeye açık son derece alıcı kendilerine özgü varlıklardır. Erken dönemde uyarıcılarla karşılaşmaları için uygun eğitim ortamlarının sağlanması son derece önemlidir. Yapılan araştırmalara göre 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişmenin% 50sinin 4 yaşına, % 30unun ise 4 yaşından 8 yaşına kadar oluştuğu, 18 yaşına kadar gösterilen okul başarılarının % 33ünün 0-6 yaşına kadar aldıkları eğitime bağlı olduğu görülmüştür
Özürlü yada özürlü olma riski olan bebekler okul çağına kadar evde bakıldıkları için gereksinimleri toplumun gözünden kaçmakta, aileler tüm bakım ve ilgilerine rağmen tıbbi gereksinimleri dışındaki ihtiyaçlarını karşılayamamaktadırlar. Dolayısıyla evde bakım ve sağlık dışında hizmet verilmemekte, bebeklerin gelişmeleri beklenmektedir. Bu bebekler okul çağına geldikleri zaman yetersizlikleri iyice belirginleşmekte ve yaşıtlarıyla aralarındaki fark iyice artmaktadır. Bu bebeklerin okula hazır olmalarını beklemek yerine, onları okula hazır hale getirebilmek için erken eğitim programları hazırlanmakta ve bunlar yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Özürlü çocukların temel becerileri kazanmasında, sosyal kabul görmede okul öncesi eğitimin önemi büyüktür. Bu konuda yapılan araştırmalarda okul öncesi dönemde kaynaştırma programlarına katılan özürlü çocukların daha sonraki yıllarda topluma uyumunu kolaylaştıracak temel iletişim becerilerini kazanma fırsatı bulabildikleri görülmüştür.
Bu dönemde verilen eğitim basit, yalın ve çocukların anlayabileceği şekilde (seviyelerine uygun olarak) planlanır ve uygulanır. Eğitimin temel amacı, bireylerin içinde yaşadığı topluma dengeli bir şekilde uyum sağlamasıdır. Bu genel amaçtan yola çıkılırsa, okul öncesi eğitimin; çocuğun bedensel, ruhsal, bilişsel ve sosyal gelişimini sağlayarak, ileriki yıllarda uyumlu bir yaşam sürmesi için gerekli olan temelleri sağlıklı bir şekilde oluşturmayı amaçlamaktadır.
Okul öncesi eğitimde, çocuğun bir yandan doğuştan getirdiği yetenek ve özellikler geliştirilerek kendini gerçekleştirmesi sağlanırken, diğer taraftan topluma verimli ve üretken bir şekilde katılımı güvence altına alınmış olur. Özürlü çocukların ise bu eğitimden faydalanmaları bu çocuklarda öz bakım ve günlük yaşam becerilerinin kazanımı yanında, paylaşma, yardımlaşma, işbirlikçi davranış ve sorumluluk duygusunun kazandırılması gibi sosyal becerilerin de öğretilmesi açısından önemli görülmektedir.
Erken dönemde eğitimin özel gereksinimi olan çocuklara etkileri ile ilgili araştırmalar incelendiğinde; erken çocukluk eğitimi programlarına katılan bebeklerin katılmayanlara göre gelişimlerinin hızlandığı, bilişsel, sosyal ve dil becerilerinde artış olduğu, hatta fiziksel gelişimlerinin bile farklılaştığı görülmektedir. Böylece yaşamın ilk yıllarında verilen programlı ve sistematik bir destekle çocukların tüm kapasiteleri ortaya çıkarılabilmekte ve temel eğitim için alt yapı hazırlanmış olmaktadır.
Ülkemizde özel eğitim çalışmaları genellikle okul çağı çocuklarını kapsamakta, 6 yaştan küçük özürlü/riskli bebekler ve çocuklar için gerekli önlemler alınamamaktadır. Çok sınırlı sayıda olan erken eğitim programları birkaç üniversitede genellikle gelişim takibi şeklinde yapılmakta, pek çok aile bu programlara ulaşamamaktadır. Böylece çocuklar okul çağına geldiğinde yaşıtlarıyla aralarındaki fark daha da açılmaktadır. Bu çocuklar okul yaşamlarında da başarısız olmaktadırlar.
Erken çocukluk eğitiminin temel amacı, her çocuğun gelişiminin kendi koşullarında en yüksek düzeye ulaştırmak ve güçlendirmektir. Okul öncesi programlar ise, çocukların bireysel farklılıklarını göz önünde bulunduran ve bu farklılıkları müfredatla bağdaştırabilen programlardır (Bkz. EK.1: Milli Eğitim Bakanlığının uyguladığı 3-6 yaş Okul Öncesi Eğitimi Programı). Okul öncesi programlarda ilköğretim programlarından farklı olarak, derslerden çok duyusal keşifler, ifade becerileri ve aktif katılım önemlidir. Bu programlarda öğretim ürünlerinden çok öğretim sürecine önem verilir. Öğretmen tüm bunların gerçekleşmesi için çocuklara fırsatlar verir ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklarla diğer çocuklar arasındaki etkileşimi güçlendirir. Programların dışında anaokulu dönemindeki kaynaştırmayı önemli kılan başka faktörler de vardır. Okul öncesi dönemdeki çocuklar doğal, açık, samimi ve meraklıdırlar. Birbirlerine ön yargı olmadan yaklaşırlar. Spontan arkadaşlıklar kurarlar, soruları doğal bir meraklılığı gösterir, samimi cevap verildiğinde farklı olan arkadaşlarını kolayca kabul ederler. Onların bu özellikleri özel gereksinimli akranları ile daha kolay etkileşimde bulunmalarına ve sosyal entegrasyona yardımcı olur.
Ayrıca erken bir dönemde birlikte eğitim almak özel gereksinimli bireylerin kendilerini farklı hissetmelerini ve buna bağlı uyumsal davranış sorunlarının oluşmasını da engelleyecektir. Tüm bunlar okul öncesi kurumların ve okul öncesi programlarının entegrasyon sürecindeki önem ve gerekliliğini göstermektedir.
1.3.2. Erken Çocukluk Eğitimi Programları
Özel eğitim kapsamı içindeki bireylerin, toplumun üretken bireyleri olabilmesi, topluma kazandırılması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesi erken dönemde uygun eğitim programlarına yerleştirilmeleri ile mümkündür.
Özürlü bireylerin topluma tam katılımlarını sağlayabilmek için ayrı, sınırlı, yapılanmış özel programlar geliştirip uygulama yerine, normal akranları ile aynı eğitim ortamlarından yararlanarak, durum ve özelliklerine uygun Bireyselleştirilmiş Eğitim Programları (BEP) ile yetiştirilmelerini sağlayacak düzenlemelere gidilmesi temel yaklaşım olarak benimsenmelidir.
Uygun eğitim; bireyin ve ailenin bireysel ihtiyaçlarını ve ilişkili faktörleri içine alacak şekilde tanımlanmış eğitimdir. Uygun eğitim, bireyin tüm gereksinimlerini; konuşma ve dil gelişimi, fiziksel gelişimi, bilişsel gelişimi, sosyal ve duygusal gelişimi, öz bakım becerilerinin gelişimini; mesleki gelişimini sağlayacak şekilde planlanır. Bu planlama sürecinde birey ve ailesinin iletişim modeli, çocuğun lisan seviyesi, iletişim yetenekleri, çocuğun sosyal becerileri, kişiliği, duygusal durumu, eğitimsel yetenekleri, aile durumu, ailenin gereksinimleri ve çocuğu için eğitimsel hedefleri gibi ilişkili faktörler dikkate alınır.
Etkili bir erken çocukluk eğitiminin hedefleri şöyle sıralanabilir:
Temeli okuma yazma ve diğer etkileşim yetenekleri olan dinleme, konuşma ve oynama aktivitelerinin gelişimini sağlama
Çocukların duygularını ifade edebilmelerinin gelişimini sağlama
Çocuğun kelime dağarcığını geliştirme
Çocuğun kendileri ile ilgili olumlu duygularını geliştirme ve öğrenme becerilerini geliştirme
Karar verme becerilerini geliştirme
Çocuklara çevrelerindeki dünyayı algılama ve anlama fırsatları sağlama
1.3.2.1. Kurum Merkezli Erken Çocukluk Eğitimi
Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir kısmının yetişkinlikte bireyin kişilik yapısını, tavrını, alışkanlıklarını, inanç ve değer yargılarını biçimlendirdiğini göstermektedir. Doğumdan sonra aile bireyleriyle sıkı duygusal bir iletişim içinde bulunan çocuk üçüncü yaşına doğru yaşıtlarıyla bir araya gelme, oyun gruplarına katılma ihtiyacı duyar. Çocuk kendini kabul ettirmeyi, paylaşmayı, başkalarını kabul etmeyi, haklarını korumayı ve başkalarının haklarına saygıyı bu grup oyunlarında öğrenir. Böylece ben merkezli dünyadan sosyal yönelimli bir duyarlılığa geçer.
Çocuğun bütün bu yeteneklerini geliştirebileceği ortamları da okulöncesi eğitim kurumları sunar ve çocuğun bütün bu gelişimlerine katkıda bulunur.
Okulöncesi eğitim 0-72 ay çocuklarının gelişim düzeylerine ve bireysel özelliklerine uygun zengin uyarıcı çevre imkânları sağlayan onların bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini destekleyen kendilerini toplumun kültürel değerleri doğrultusunda en iyi biçimde yönlendiren ve ilköğretime hazırlayan temel eğitim bütünlüğü içerisinde yer alan bir eğitim sürecidir.
0-6 yaş dönemindeki çocuklara hizmet veren kurumlar (0-2 yaş kreş) (2-4 yaş Yuva) (4-6 Anaokulu) (6 yaş Anasınıfı) (0-6 yaş kreş ve gündüz bakımevi) vb. gruplanabilir. Bu kurumlar Eğitim, Çalışma ve Sağlık Bakanlıklarının sorumluluğunda faaliyet gösterirler. Eğitim faaliyetinden kurum öğretmeni sorumludur. Belirlenen plân ve programlar doğrultusunda uygulamalar yürütülür. İzlenen programlara göre gün içinde bazen öğretmen, bazen çocuk, bazen her ikisi de etkin olur.
Ailenin çocuk eğitimine katkısı kabul edilmesine rağmen bu programlarda çoğu kez uygulamaların dışında kalır.
Kurum merkezli erken çocukluk eğitimi konusunda SHÇEK tarafından Erken Çocukluk Gelişimi Destekleme Projesi adı altında bir proje yürütülmektedir (EK.2).
1.3.2.2. Aile Merkezli Erken Çocukluk Eğitimi
Erken yaşta gelişmeyi önleyen elverişsiz ortamlar toplumsal eşitsizlikleri güçlendirmektedir. Elverişsiz ortamda büyüyen çocuklar çevrenin olumsuz şartlarından hızlı etkilenir ve kendilerinden daha iyi konumdaki çocukların gerisinde kalırlar. Kurum merkezli erken çocukluk eğitim programlarının yeterince başarılı olamamasının nedeni olarak ailelerin çocuklarıyla yeterince ilgilenmemeleri çocukları iyi eğitim veremedikleri düşüncesi ana baba eğitim programlarının geliştirilmesini ihtiyaç duyurmuştur. Bu uygulamalar daha çok ana babalara çocuk bakım ve eğitimi konusunda bilgiler veren kurslar düzenleme ve bu kurslara ana baba adayların, ana babaların katılımının sağlanmasıdır. Aile katılımındaki ilk hedef ana-baba eğitimidir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük bölgelerde bu ihtiyaç daha da artmaktadır.
Aile merkezli bu programlar çocuğun çevresine destek vermeyi amaçlar. Çocuğun bakımı ve gelişimini üstlenen kişileri çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda aydınlatır ve bilgi aktarır. Dolayısıyla bu programlar ana babaları ya da bu rolü üstlenmiş kişileri aydınlatır. Çocuğun gelişiminde etkin kılar. Diğer bir deyişle aile merkezli erken çocukluk eğitimi direkt çocuğa sunulan bir eğitim olmayıp ev ortamını hazırlayarak çocuğun tüm gelişimini etkileyecek kişilere yöneliktir.
1.3.2.3. Okul Öncesi Eğitiminde Entegrasyon
Eğitim çağındaki özel gereksinimi olan bireylerin büyük çoğunluğunun orta
derecede yetersizliğe sahip olmaları nedeniyle, akran gruplarından
ayırmadan, onlarla birlikte, ancak kendi performans düzeyleri ve
yeteneklerine göre bireysel eğitim programları ve destek hizmetler
sağlanarak entegrasyon programından yararlandırılmaları uygundur.
Entegrasyon; özel gereksinimi
olan bireylerin, gereksiniminin tipine, derecesine ve kullanılacak
kaynakların tanıdığı olanaklara bağlı olarak, mümkün olduğunca normal okul
programlarına yerleştirilmeleri ve yaşıtlarıyla eşit eğitim koşullarında
birlikte eğitilmeleri süreci olarak da tanımlanabilir.
Özel gereksinimi olan çocuğun gereksiniminin türü, derecesi ve sahip
olduğu uyumsal davranış repertuarı çok önemli olmakla birlikte, özürlü
çocukların entegrasyon programına alınmaları için en uygun dönem
okulöncesi yıllarıdır.
Araştırmalar
göstermektedir ki; okulöncesi dönemde entegrasyon, özürlü ve normal
gelişim gösteren çocukları pozitif tutumlar, etkileşim ve öğrenme yönünden
olumlu yönde etkilemektedir. Her iki gruptaki çocuk da bu ortamda olumlu
tutumlar geliştirmekte ve sosyal etkileşime girmektedir. Özel gereksinimi
olan çocuğun dil gelişimi artmakta ve beceri gelişimi hızlanmaktadır.
Çocuğun gelişimi açısından kritik yıllar olarak adlandırılan okulöncesi
yıllarında, bir okulöncesi eğitim kurumuna devam eden özürlü çocuk;
akranları arasında, öğrendiği yeni davranışları uygulama fırsatı
bulabilecek, uygun sosyal davranışları geliştirmek için öğretmen ve
akranlarını model alarak, toplumda bağımsız yaşam için gerekli becerileri
geliştirebilecektir. Özel gereksinimli çocuk, entegre bir okulöncesi
eğitim kurumunda potansiyelini azami olarak kullanabileceği, onu
mücadeleye sevk eden modellerle bir arada olarak özel eğitim okulundan çok
daha fazla ilerleme kaydedebilecek, akranları ile birlikte çeşitli
etkinliklerde bulunduğu için kendine olan güveni artacak ve daha geniş bir
topluluğa ait olarak olumlu benlik kavramı geliştirebilecektir.
Özel
gereksinimli çocuğun, entegrasyon programına dahil edilmesi için,
öncelikle ayrıntılı olarak değerlendirilmesi yani var olan performansının
belirlenmesi ve onun için en az kısıtlayıcı eğitim ortamının ne olduğuna
karar verilmesi gerekmektedir. Bu, normal gelişim gösteren çocuklarla
sadece oyun bahçesini paylaşmadan tüm gün aynı sınıfı ve etkinlikleri
paylaşmaya kadar giden farklı entegrasyon düzeylerinde olabilmektedir.
Herhangi bir
düzeyde entegre olmasına karar verilen çocuğun ve normal gelişim gösteren
çocukların entegrasyona hazırlanması ise dikkat edilmesi gereken diğer bir
noktadır. Bu hazırlık; özürlü çocuğun sosyal ve akademik beceriler
yönünden belli bir düzeye getirilmesini, normal gelişim gösteren
çocukların ise özürlü çocuğu sosyal kabulleri ve olumsuz tutumlarını
değiştirebilmeleri için bilgilendirilmelerini içermektedir. Zira, çocuklar
arasında etkileşimi teşvik etmeyi amaçlamayan entegrasyonun başarısından
söz edilemez. Normal gelişim gösteren çocuklarda tutum değiştirme
çalışmalarında ise özürlü çocuklar ile ilgili filmler, hikaye kitapları,
grup tartışmaları ve özürlü çocuklara ilişkin canlandırmalar etkili
olmaktadır.
Başarılı bir
entegrasyon için tüm bunlara ek olarak, öğretmenin, özel gereksinimli
çocuklar ve entegrasyonları ile ilgili olumlu tutum, bilgi, beceriye sahip
ve bu konuda istekli olması çok önemlidir.
Özürlü ve
normal gelişim gösteren çocukların ailelerinin de entegrasyon için
hazırlanması gerekmektedir. Bu, özellikle sürece verecekleri katkı
açısından büyük önem taşımaktadır.
Bunların yanı
sıra, özel gereksinimli çocuğun entegrasyon öncesi ve süresince bireysel
olarak desteklenmesi gereklidir. Çocuk, birlikte olduğu akranlarının
düzeyinde kalabilmesi ve özel yardıma gereksinim duyduğu becerileri
kazanabilmesi için düzenli ve sistemli olarak destekleyici eğitim
almalıdır. Bu destek, çocuğun gereksinimine uygun bir uzman tarafından
okul içindeki politikalar, uygulamalar, sınıf aktivitelerindeki
planlamalar, roller, sorumluluklar, bireysel karakter ve güçler
düzeylerinde kaynak odada, özel eğitim merkezinde ya da Rehberlik
Araştırma Merkezinde sağlanmalıdır. Ancak bu çalışmalar sırasında,
çocukla ilgilenen diğer personele de danışılmalı ve onlarla işbirliği
yapılmalıdır.
Entegre
okulöncesi eğitim programı planlanırken bazı önemli noktalara dikkat
edilmelidir. Program planlanırken gruptaki çocukların sayısı sınıfın
büyüklüğüne göre belirlenmelidir. Sınıftaki özürlü ve normal gelişim
gösteren çocukların durumuna göre, eğitim ortamının düzenlenmesi yoluna
gidilmelidir. Sınıfın alanının (sınıf büyüklüğü ve yerleştirilmesi
açısından), mobilyaların, malzeme ve araç gereçlerin hem özürlü hem de
normal çocukların gereksinimlerine uygun şekilde planlanması uyarlama ve
ilavelerin yapılması gereklidir. Düzenlenen çevre, çocukların
deneyimlerini geliştiren ve genişleten nitelikte olmalıdır.
Etkinlik
programının düzenlenebilmesi için özürlü ve normal çocukların
seviyelerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü çocuklar aynı
etkinlikte kendi seviyelerinde deneyim kazanmaktadırlar. Dolayısıyla
program etkinliklerinin de her düzeydeki çocuğun katılabileceği şekilde
dizisel olarak basamaklandırılması ve çocuklardan seviyelerine uygun bir
katılım beklenmesi gerekmektedir. Örneğin; Dramatik oyun etkinliği
planlanırken çocukların katılım seviyeleri şu şekilde olabilir: (Düşükten
Yükseğe)
1. Bir nesne ile kendi başına oynar,
giysileri giyer.
2. Akranlarının yakınında oynar.
3. Diğer bir çocuğun oyununda pasif rol alır.
4. Akranlarıyla birlikte, ancak etkileşim kurmadan paralel oyun oynar.
5. Nesneleri ya da koşulları paylaşarak, sözel ya da sözel olmayan
etkileşimde bulunarak kooperatif oyun oynar.
6. Rol alarak dramatik oyuna katılır.
7. Çocuklarla bir dramatik oyun başlatır.
Ayrıca
eğitim programı esnek, yani çocukların o anki ilgi ve gereksinimlerine
göre gerekli uyarlama ve değişikliklerin yapılabileceği nitelikte
olmalıdır. Ancak etkinliklerin çocukların tahmin edebileceği belirli bir
sırası da olmalıdır. Bu durum esneklik görüşü ile çelişkili gibi
görünmekle beraber çocukların etkinliklerin sırasını bilmesi kendilerini
rahat hissetmeleri bakımından önemlidir.
Etkinlikler arası
geçişler, çocukların ilgisini çekebilecek nitelikte planlanmalıdır. Bunun
yanında etkinlikler, çocukların zevk alacağı eğlenebileceği şekilde
düzenlenmelidir. Çocuklardan bir ürün oluşturmaları (tamamlamaları)
beklenmemeli, etkinlikten zevk almaları ve o etkinlik sırasında
kendilerini rahat hissetmeleri sağlanmalıdır. Yetenekleri önemsenmeden
çocukların tüm çabaları ödüllendirilmelidir.
Özel
gereksinimi olan çocukların okulöncesi dönemde normal sınıflara dahil
edilmesi büyük bir zorunluluktur. Ancak, başarılı bir entegrasyon için
yukarıda belirtilen koşulların dikkatle bir araya getirilmesi ve ilgili
organizasyonların konunun uzmanı ve konu ile ilgili gelişmeleri takip eden
profesyoneller tarafından yapılması gerekmektedir.
Entegrasyonun
önemli bir gereği olarak kaynaştırma öğrencisine ve öğretmenine destek
özel eğitim hizmetleri sağlanmalıdır. Bunlar (a) kaynaştırma sınıfı
öğretmenine danışmanlık yapılması, (b) kaynaştırma öğrencisine gerekli
durumlarda kaynak odada ek eğitim verilmesi, (c) kaynaştırma sınıfında
yardımcı öğretmenlik ve benzeri destek sağlanmasıdır.
Sorunlar
· MEB ve SHÇEKe ait yönetmeliklerde özürlü bireylerin özellikleri öğrenme yeterlilikleri ve öğrenme hızları dikkate alınarak hazırlanacak ve uyarlanacak programlar için gerekli formatların ve uygulama kriterlerinin olmaması,
· MEB na ait mevcut genel programların özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ihtiyaçlarına göre uyarlanabilir nitelikte olmaması,
· Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı hazırlanırken ailenin gereksinimlerinin dikkate alınmaması, ailenin bilgilendirilmemesi ve bunun sonucunda ailenin eğitime etkin katılımının sağlanamaması,
· Üniversitelerde yapılan akademik çalışmaların, kurumların uygulamalarına yansıtılamaması,
· Gelişim geriliği ve özürlü olma riski bulunan bebekler ve çocuklar ve aileleri için erken eğitim programlarının bulunmaması ve yaygınlaştırılmamış olması,
· Kaynaştırma yapılacak kurumların, eğitim ortamı, mimari ve personel düzenlemeleri ile kaynaştırmaya uygun hale getirilmemiş olması,
· Özel eğitim gerektiren bireylere hizmet veren eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin binaların konumu, ulaşılabilirliği ve yapısal durumunun özürlü bireylerin gereksinimlerine uygun olmaması,
· Eğitim programlarının engel gruplarına göre bireyselleştirilememesinin, yerleştirme işlemleri sürecinde aksaklıklara neden olması,
· Kaynaştırma yapılacak kurumlar, özel eğitim kurumları ve Rehberlik ve Araştırma Merkezleri arasında kurumlara yapılacak yerleştirme sırasında gerekli iş birliğinin yapılmayışı ve bunun çocuğun program işleyişini aksatması,
1.4. ÖZEL ÖZEL EĞİTİM ve REHABİLİTASYON MERKEZLERİ UYGULAMALARI
Özürlü bireylere götürülen eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinde son yıllarda hem resmi hem de özel özel eğitim kurumlarının açılmasında ve bu merkezlerde uygulanan eğitim ve rehabilitasyon programlarında önemli bir artış olmuştur. Ancak, bu gelişmelerde ciddi yetersizlikler göze çarpmaktadır.
Özel eğitim ve rehabilitasyon programları uygulayan özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarının bazıları Milli Eğitim Bakanlığı'ndan (MEB) bazıları ise Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden (SHÇEK) açılış izini alan özel kurumlardır. Bu iki kurumdan açılış izni alarak faaliyet gösteren özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarının verdiği hizmetlerin temelde aynı olduğu gözlenmektedir.
1.4.1. Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Olarak Verilen Hizmetler
Özürlü bireylere yönelik rehabilitasyon ve eğitim, Milli Eğitim Bakanlığınca da sürdürülmektedir. Bakanlık, bu hizmetleri, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü ile Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü eliyle yürütmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü
Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak açılan özel özel eğitim okulları, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa tabidir. Bu okullar, diğer özel öğretim kurumları (kolejler, özel ilköğretim okulları vb..) ile yasal olarak aynı statüde görülmektedir. Bu durum uygulamada ve denetimde sorunlara neden olmaktadır. Oysa özel eğitim kurumlarının donanımlarının ve özelliklerinin engel grubunun özelliklerine göre değişiklik göstermesi gerekir. Bu nedenle açılışta ve denetimde aranacak özellikler de özel eğitim kurumlarına göre farklılıklar göstermelidir.
Ağustos 2003te 2551 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanan Özel Özel Eğitim Okulları Çerçeve Yönetmeliği (EK.3) ve Özel Özel Eğitim Kursları Tip Yönetmeliğine (EK.4) göre okullarda seanslık eğitim de verilmektedir
Milli Eğitim Bakanlığından açılış izni alan özel özel eğitim kurumlarında, özel öğretim kurumlarına ait Özel Öğretim Kurumlarına Ait Standartlar Yönergesinde (EK.5) belirtildiği gibi resmi benzeri okullarda uygulanan ilgili yönetmelik ve müfredat programlarına bağlı olarak eğitim programları uygulanmaktadır
Bakanlığa bağlı olarak açılan ve zihinsel özürlülere yönelik faaliyet gösteren 44 özel kursta 4000 özürlü öğrenciye eğitim hizmeti verilmektedir.
Okul öncesi eğitime bakıldığında ise, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 34 Özel Eğitim okulunda 34 okul öncesi dersliği bulunduğu görülmektedir. Bu dersliklerin kapasitesi 10 kişidir.
0-3 yaş
okul öncesi grubuna eğitim veren 2 tip kurum bulunmaktadır:
1.
Okullar: Tam gün ve günde en az 6 saat eğitim verilmektedir.
2.
Kurslar: Seans hizmetleri verilmektedir.
Özel eğitim kurumları ücretlerini kendileri belirlemektedir. Mayıs ayında, bu ücretleri gazetede yayınlamak zorundadırlar.
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün görevleri 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunla belirlenmiştir. Bununla birlikte özel eğitim ve rehberlikle ilgili hususlar Anayasa ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununda da yer almıştır.
Anayasanın 42. maddesinde;
"Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır." hükmü,
1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 8. maddesinde; "Özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır." hükmü,
Aynı Kanunun 6. maddesinde de; "Yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılır." hükmü yer almaktadır.
3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 23. maddesinde de Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün görevleri;
a) Özel eğitim sınıfları, özel eğitim okulları, rehberlik ve araştırma merkezleri, iş okulları ve iş eğitim merkezleri ile aynı seviye ve türdeki benzeri okul ve kurumların eğitim, öğretim ve yönetimi ile ilgili bütün görev ve hizmetlerini yürütmek,
b) Okul ve kurumların eğitim ve öğretim programlarını, ders kitapları ile eğitim araç ve gereçlerini hazırlamak ve Talim ve Terbiye Kurulu'na sunmak,
şeklinde belirlenmiştir.
Ayrıca, 06.06.1997 tarihli mükerrer 23011 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özürlülere ilişkin özel eğitim esasları belirlenmiştir (EK.6). MEB, Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında okullarda eğitim programlarını uygulamaktadır (EK.7).
Okullarda, okul öncesi sınıflarda ve diğer anaokullarında öğrenci sayısının 1/10u kadar zihinsel özürlü, eğitilebilir zihinsel özürlü ve gelişim geriliği olan çocukların bulunması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu dönem çocukların kaynaşması çok daha kolaydır. Ana sınıfı öğretmenleri bu konuda oldukça donanımlıdır. Bu okullarda program içeriği okul dönemine hazırlayıcı da olduğundan özürlü çocukların eğitimine çok uygundur. Bu dönemde kaynaştırmanın çok daha başarılı olduğuna ilişkin veriler bulunmaktadır. Ancak genel olarak okul öncesi dönemde okullaşma oranı %5dir.
Özürlü çocuklara hizmet veren okullarda, gelen talebe göre ana sınıfı açılmaktadır. Ancak bu okullar yatılı olduğundan talep azdır. Ankarada Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler İlköğretim Okulunda 4 yaştan itibaren çocuklara yönelik eğitim verilmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kuruluşlar farklı yönetmeliklere göre açılmakta ve faaliyet göstermektedir. Özel ilköğretim okulları için yaş sınırı 6 - 14(+2) şeklinde belirlenirken, Kurslar tip yönetmeliğinde yaş sınırı bulunmamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel özel eğitim kurumlarında ise yaş sınırı 0-6 yaş olarak belirlenmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi okullarında eğitim programı hazırlama ya da var olan eğitim programlarını, özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ihtiyaçlarına göre uyarlama konusunda öğretmenlerin büyük bir kısmının yeterli bilgi ve beceri ile yetiştirilemediği görülmektedir. Özel eğitimde görev alan öğretmenlerin büyük bir çoğunluğu genel eğitim alanından gelmektedir. Özel eğitim alanında yeterli bilgiye sahip olmadıkları için de hazırlanacak programların özellikleri ve amaca uygun olarak uyarlanması konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar.
Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki mevcut eğitim programları öğrencilerin eğitim gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalmakta ve programların öğrenci merkezli bir anlayışla hazırlanmadığı gözlenmektedir. Mevcut eğitim programları ile çocuğa bilgi yüklenmesinden öteye geçilememekte bireyin yaşama hazırlanması sağlanamamaktadır. Programlar öğrenci merkezli hazırlanmadığı için de özel gereksinimli bireylere uyarlanmasında güçlük çekilmektedir.
1.4.2. SHÇEKe Bağlı Olarak Verilen Hizmetler
Korunmaya, bakım veya yardıma muhtaç aile, çocuk, sakat, yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetlere ve bu hizmetleri yürütmek üzere kurulan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü'nün görev, yetki ve sorumlulukları ile faaliyet ve gelirlerine ait esas ve usuller, 27.05.1983 gün ve 18059 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile düzenlenmiştir.
Bu kapsamda SHÇEK kendi bünyesinde kurduğu kurumlarda özürlülere yönelik faaliyetlerini sürdürürken, diğer yandan özel rehabilitasyon merkezlerinin de açılış izinlerini vermekte ve denetimlerini gerçekleştirmektedir. SHÇEK Genel Müdürlüğünden açılış izni alarak faaliyetlerini sürdüren özel rehabilitasyon merkezleri aşağıdaki yönetmelik hükümleri doğrultusunda çalışmaktadır.
1- 21.03.1986 tarih ve 19054 sayılı Spastik Çocuklar Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği (EK.8).
2- 13.02.1988 tarih ve 19724 sayılı Zihinsel Özürlüler Özel rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği (EK.9).
3- 06.02.1994 tarih ve 21841 sayılı İşitme Konuşma Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği (EK.10).
Ağustos 2004 tarihi itibariyle SHÇEK Genel Müdürlüğünden açılış izni alan rehabilitasyon merkezlerinin dağılımına bakıldığında, 424 Zihinsel Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezi, 7 Spastik Çocuklar Özel Rehabilitasyon Merkezi, 45 Özel İşitme Konuşma Özürlüler Rehabilitasyon Merkezi bulunduğu görülmektedir. Bu 476 özel rehabilitasyon merkezinde toplam 28.381 özürlüye hizmet verilmektedir.
Özel rehabilitasyon merkezlerindeki devlet yardımının çeşitlenmesine koşut olarak, özel sektörün alanda ağırlığı önemli ölçüde artmıştır. Özel rehabilitasyon merkezleri açmak isteyen özel ve tüzel kişilere, SHÇEK tarafından açılış aşamasında gerekli rehberlik ve danışmanlık hizmeti yapılarak ilgili mevzuat dahilinde açılış izni verilmektedir.
Özel Rehabilitasyon Merkezlerinin işleyişi, fizik koşulları, personel ve özürlü durumları SHÇEK Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı Müfettişleri ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından denetlenmektedir.
Özel Rehabilitasyon Merkezleri hizmetin kalitesini yükseltmek amacıyla SHÇEK Genel Müdürlüğünce Çerçeve Rehabilitasyon Programları hazırlanmakta ve merkezin fiziki koşulları ve personel durumuna ilişkin standartlar belirlenmektedir.
· 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu
27.5.1983 tarih ve 2828 sayılı SHÇEK Kanunun 30.05.1997 tarih ve 572 Sayılı KHK ile değiştirilen mesleki rehabilitasyon ve mesleki eğitim ile ilgili maddesi aşağıda verilmiştir:
Madde 9 / b bendi -"... özürlü ve yaşlıların tespiti, bunların korunması, bakımı, yetiştirilmesi ve rehabilitasyonlarını sağlamak üzere gerekli hizmetleri yürütmek ..."
· Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Özürlülerin Tespiti, İncelenmesi, Bakım ve Rehabilitasyonuna Dair Yönetmelik
2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 19.08.1993 tarih ve 21673 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik, bedensel, zihinsel ve ruhsal özürleri nedeniyle yaşamın gereklerine uyamama durumunda olanların tespitini, incelenmesini, kuruluş bakımı, evde hizmet, rehabilitasyon hizmetlerinden yararlandırılmalarını, hizmetin tür ve niteliği ile işleyişine ilişkin esasları, personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemektedir.
· Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Zihinsel Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği
2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 13.02.1988 tarih ve 19724 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerine ait Zihinsel Özürlüler Rehabilitasyon Merkezlerinin kuruluş ve işleyişine ilişkin esasları, izin, açılış, çalışma, personel standardını, ücret tarifelerini, denetim ve faaliyetlerini durdurma işlem ve usullerini belirlemektedir.
· Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Spastik Çocuklar Özel Rehabilitasyon Merkezleri Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmelik
2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 21.03.1986 tarih ve 19054 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik, gerçek kişilerce ve özel hukuk tüzel kişilerince açılacak olan Spastik Çocuklar Rehabilitasyon Merkezlerinin kuruluş ve işleyişine dair esasları, izin, açılış, çalışma, personel şartları, ücret tarifeleri, denetim, devir ve kapatılma işlem ve esaslarını belirlemektedir.
· Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu İşitme ve Konuşma Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği
2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 06.02.1994 tarih ve 21841 sayılı Resmi Gazete 'de yayımlanan Yönetmelik, gerçek kişilerce ve özel hukuk tüzel kişilerince açılacak olan işitme ve konuşma özürlüler rehabilitasyon merkezlerinin işleyişini, izin, açılış, çalışma ve personel standardını, ücret tarifelerini, denetim, devir ve kapatma işlem ve esaslarını belirlemektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden açılış izin onayı alarak faaliyette bulunan olan özel özel eğitim kurumları, hizmet verecekleri özür gruplarına yönelik özel eğitim ve rehabilitasyon programı hazırlamak ve onaylatmakla yükümlüdürler. Açılış izni için gerekli evraklar arasında kuruluşta verilecek eğitim ve rehabilitasyon programları da yer almaktadır. Yine yönetmeliklere göre, açılış izni verilirken engel grubuna göre programın uygunluğu incelenmektedir. Ancak bu programlar "çerçeve program" niteliğindedir. Bu program çerçevesinde, ayrıca bireyselleştirilmiş eğitim programları (BEP) hazırlanmaktadır.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden açılış izni almış ve rehabilitasyon hizmeti veren kurumlarda kullanılan programların, çocuklar ve yetişkin özürlü bireyler için hazırlanması ve bireyselleştirilmiş eğitim programları kullanılması hedeflenmekle birlikte, bireyselleştirme yaklaşımından anlatılmak istenilenin kurumlarca tam ve doğru olarak kavranamadığı görülmektedir.
Yasalar ve yönetmeliklerle bu kurumların görevleri ayrıştırılmış olmasına rağmen kurum açılış prosedürlerindeki farklılıklar nedeniyle kurum açma müracaatlarının Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Açılış şartnamelerindeki farklılıklar yüzünden bir sorumlu kurumun açılış izni vermediği ya da kapatma kararı aldığı bir özel özel eğitim kurumuna diğer sorumlu kurumun izin verebilmesi uygulamada ikilem yaratmaktadır.
Sosyal güvenlik kuruluşlarınca, özürlü çocuklara sağlanan gelişim ve eğitim yardımlarına karşılık gelen eğitim saati sayısı, İl Ücret Tespit Komisyonu kararlarına bağlı olarak, iller bazında farklılık göstermektedir. Merkezler, Komisyonun belirlediği aralıkta olmak kaydı ile, ücretlerini kendileri belirlemektedir. Mayıs ayında, bu ücretleri gazetede yayınlamak zorundadırlar.
Bireylere hizmet sunmakla görevli olan kurumların sorunlarını ve özel eğitim ve rehabilitasyon uygulamalarında aksayan yönleri tespit etmek, çözüm yolları bulmak ve sunulan hizmetlerin kalitesini arttırmak amacıyla yapılan denetim ve incelemeler özürlü bireylere sunulan özel eğitim hizmetlerinin kalitesinin ve niteliğinin arttırılması açısından çok önemlidir.
Personelin denetlenmesi; özel eğitim gerektiren öğrencinin kişisel ve gelişim özelliklerine göre, öncelikle bireyselleştirilmiş eğitim programlarında hedeflenen amaçları gerçekleştirebilme düzeyini dikkate alarak; kurumların denetlenmesi ise hem idari hem mesleki yapılanmadaki aranan özelliklerin yerine getirilme durumunu dikkate alarak yapılmalıdır. Ayrıca kurumlar oluşturacakları organizasyonlarla kendi iç denetimini sağlayabilmelidir.
Bugüne kadar genellikle kurumlarda yalnızca idari denetlemeye önem verildiği, mesleki anlamda bir denetlenmenin olmadığı göze çarpmaktadır. Yalnızca idari özelliklere dikkat edilmesi özel eğitimin başarı ile uygulanmasını önlemekte, özel eğitim alanında gerek personelin, gerekse diğer uygulamaların aksamasına neden olmaktadır.
Özürlü bireylere özel eğitim ve destek hizmeti vermek amacıyla açılan özel özel eğitim kurumlarının denetiminden bunlara açılış izin onayı vermekle yükümlü olan kurumlar sorumludur. Her engel grubu için açılan özel özel eğitim kurumlarının açılışı, işleyişi ve düzenlenmesi son derece dikkatle incelenmeli ve denetlenmelidir. Özel eğitim gerektiren birey ve ailesi istismarlara karşı korunmalıdır.
Özel özel eğitim kurumları son yasal düzenlemelere kadar bu alanlarda yetişmemiş meslek grupları tarafından denetlenmekte ve bu durumda özel özel eğitim kurumlarının denetimdeki yaklaşımların farklılaşmasına yol açmaktadır.
573 sayılı Özel Eğitim Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname bu konuya bir standart getirerek, özel eğitim okul ve kurumları ile özel eğitime destek sağlayan kurumların faaliyetlerinin teftiş ve denetiminde özel eğitim ve/veya rehberlik ve psikolojik danışma alanlarında yetişmiş müfettişlerin kurumu hem mesleki hem de idari açıdan denetlemesini öngörmüştür. Denetleme ile ilgili benzer yasal düzenlemeler Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde de yapılmış öğretmenin ve yönetimin teftiş ve denetiminde dikkat edilecek hususlar belirtilmiştir.
Eğitimden yasal anlamda sorumlu olan Milli Eğitim Bakanlığı ile bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden sorumlu olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü aynı zamanda özel özel eğitim kurumları ve rehabilitasyon merkezlerinin açılış izin onaylarını da vermektedir. Yasalar ve yönetmeliklerle bu kurumların görevleri ayrıştırılmış olmasına rağmen kurum açılış prosedürlerindeki farklılıklar nedeniyle kurum açma müracaatlarının Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Açılış şartnamelerindeki farklılıklar yüzünden bir sorumlu kurumun açılış izni vermediği ya da kapatma kararı aldığı bir özel özel eğitim kurumuna diğer sorumlu kurumun izin verebilmesi uygulamada ikilem yaratmaktadır.
Bunların yanında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak özel ve tüzel kişilerce açılan özel özel eğitim okulları bulunmaktadır. 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa göre açılan bu okullar, diğer özel öğretim kurumları (kolejler, özel ilköğretim okulları vb..) ile yasal olarak aynı statüde görülmektedir. Bu durum uygulamada ve denetimde sorunlara neden olmaktadır. Oysa özel eğitim kurumlarının donanımlarının ve özelliklerinin engel grubunun özelliklerine göre değişiklik göstermesi gerekir. Bu nedenle açılışta ve denetimde aranacak özellikler de özel eğitim kurumlarına göre farklılıklar göstermelidir. Farklı hizmet türleri için değerlendirme ölçütleri oluşturulmalı ve denetimler bu ölçütler çerçevesinde yapılmalıdır.
Vakıflara bağlı kurumlar açılış izinlerini diğer özel özel eğitim kurumları gibi Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ya da Milli Eğitim Bakanlığından almaktadırlar. Vakıfların genel işleyişlerinin denetimi Başbakanlık Denetleme Kurulu tarafından yapılmakla birlikte, bu vakıflara bağlı olarak açılan özel özel eğitim merkezlerinin denetlenmesi açılış izninin alındığı sorumlu kurum tarafından yapılmaktadır. Fakat denetleme ile görevli bu personelin özel eğitim hizmetleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması denetim hizmetlerinin yerine getirilmesine engel olmaktadır. Denetim, alanda yetişmiş yetkin kişiler tarafından yapıldığı sürece danışmanlık ve yol göstericilik görevini de üstlenmiş olur.
· Özel özel eğitim kurumları ve rehabilitasyon merkezleri için iç ve dış denetim mekanizmalarının oluşmamış olması,
· Denetimin özel eğitim alanında yetkin müfettiş/meslek elemanları tarafından yapılmıyor olması,
· Kaynaştırma programlarının başarıya ulaşılabilmesi için kaynaştırma eğitimi verilmesi uygun görülen okullardaki eğitimci kadrosunun teftiş ve denetiminde özürlü bireylerin sınıfta olmasının öğretmenin başarı puanını düşüreceği kaygısına neden olması ve öğretmenin bu bireyleri sınıf içerisinde ihmal etmesi,
· Eğitsel tanılama ve yerleştirme kararlarının alındığı ilk kurum olan Rehberlik ve Araştırma Merkezlerindeki uygulamaların özellikle mesleki anlamda denetlenmemesi,
· Özel özel eğitim kurumunun her türlü denetiminden sorumlu olan personelinin (müfettiş, meslek elemanı) özel eğitim alanı ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle sadece idari denetleme yapması,
· Denetlenmenin yol gösterme, gelişmeyi sağlama boyutundan çok, cezai boyutunun öne çıkması,
· Farklı hizmet türleri için değerlendirme ölçütlerinin olmaması ve denetimlerde bu ölçütlerin dikkate alınmaması,
· Bir sorumlu kurumun açılış izni verdiği ya da kapatma kararı aldığı bir özel özel eğitim kurumuna, diğer sorumlu kurumun izin vermesinin uygulamada ikilem yaratması,
· 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununu uyarınca Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak özel ve tüzel kişilerce açılan özel özel eğitim okullarının diğer özel öğretim kurumları (kolejler, özel ilköğretim okulları vb..) ile yasal olarak aynı statüde görülmesidir.
Özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarına üniversite hastaneleri, devlet hastaneleri ve sosyal sigortalar kurumu hastanelerinden tıbbi tanısı konmuş ve sağlık kurulu raporu almış olan aileler başvurmaktadır.